>İngiliz Dizilerinden Seçmeler

>
Sherlock

Günümüzde geçen bu süper Sherlock Holmes uyarlaması, ilk saniyesinde izleyiciyi avucunun içine alıyor. 3 bölümlük ve her bölümü bir buçuk saat uzunluğundaki bu mini dizi, başroldeki Benedict Cumberbatch’e de çok şey borçlu. Cumberbatch şimdiye kadarki en cins Sherlock karakterlerinden birine imza atmasının yanı sıra, ünlü dedektifin ayrıksı yönlerine de vurgu yapan dizide, özellikle ses tonu ve mimikleriyle unutulmazlar arasına şimdiden girdi desek yeridir. Dr. Watson’la olan ilişkisini de esprili bir şekilde ele alan dizide, “tam bir İngiliz” havası veren Martin Freeman’ın şaşkın ve sabırlı hallerinin cuk oturduğunu da belirtmeden geçmeyeceğim tabii ki. Sherlock Holmes’ün amansız düşmanı Moriarty ile ilk karşılaşmalarındaki, “Normal insanların amansız düşmanı olmaz,” şeklindeki tepkisi de beni benden almıştır.

Dizinin Londra görüntüleri, belki de Londra’nın kendisinden bile güzeldir. Jenerik müziğinin güzelliği de cabası. Sherlock Holmes’ün dehasının yol açtığı gariplikler ve komedi, dizinin, şiddeti ve kan görüntülerini normal birer olgu olarak gösteren diğer polisiyelerden de sıyrılmasını sağlıyor. Sherlock’un çok sıkıldığı bölümde ev sahibinin”yakında çıkar size şöyle en heyecanlısından bir cinayet” sözü, esasında polisiyelerdeki istismar uygulamasını da tersyüz ediyor eğlenceli bir şekilde. Sherlock Holmes cep telefonu ve internet kullanıyor, bunun yanısıra laboratuardaki DNA araştırmalarından da yararlanıyor. Tüm bu günümüze özgü teknolojik özellikler, Sherlock Holmes’ün ortama tek bir bakışında onlarca ipucu yakalayıp şaşırtıcı çıkarımlar yapmasını engellemiyor. Sherlock Holmes’ün kimsenin fark etmeyeceği detaylardan keskin zekasıyla hepimizin ağzını beş karış açık bıraktığı bölümlerin hastasıyım.

Sherlock izlerken pek tabii ki, House-Wilson benzerliğini görmemek elde değil ama House dizisinin de Sherlock Holmes’e sayısız göndermeleri olduğunu ve Holmes’den esinlendiğini unutmayalım. Son bölümün cidden çıldırtıcı bir noktada, tadı damağımızda kalarak bitmesi, ikinci sezon haberleriyle avunmaktan başka çaremiz olmadığını hatırlatır bize.


Luther

Luther, şu ana kadar 6 bölümlük ilk sezonu yayınlanan bir polisiye. Yer yer drama da kaçan dizinin Luther karakteri, Behzat Ç’ye çok benziyor. Tıpkı Behzat Ç gibi, polis teşkilatını pek fazla takmıyor, öfke problemi var ve eski eşiyle de sorunları bitmek bilmiyor. Luther karakterinin ekseninde adalet sistemine dokunduran bir dizi var karşımızda kısacası. Luther rolünde canavar gibi performansıyla döktüren Idris Elba’yı The Wire dizisi ile Rocknrolla filminden hatırlayabilirsiniz. Kendisi bu performansıyla Altın Küre’ye de aday oldu.

Luther’ın ilk bölümünde karşımıza çıkan ana-baba katili Alice için ayrı bir paragraf oluşturmalıyız. Alice Morgan tüm değme femme fatale’lere taş çıkaracak denli tehlikeli ve gizemli. Alice rolündeki Ruth Wilson’ı ise BBC versiyonu Jane Eyre ile The Prisoner dizilerinden hatırlayabilirsiniz. Luther ile Alice arasındaki ilişki dinamikleri dizinin en dikkat çekici bölümlerini oluşturuyor. Alice’in tüm yönlerini henüz görebilmiş değiliz ama ikinci sezon haberinin bu açıdan sevindirici olduğu da kesin.

Luther dizisini, polisiye izlemek isteyen ama dallanıp budaklanmayan bir anlatımla, mükemmellik saçmayan karakterler aracılığıyla psikolojik bir gerilim izlemek isteyenler izlemeli mutlaka. Luther bir Amerikan dizisi olsaydı, o Sherlock’tan bile çıldırtıcı, Se7en filmine göz kırpan finali bu denli etkili olur muydu, tartışılır. 6 bölümlük olması, kısa ve öz diziler arasında kendine sağlam bir yer edinmesini sağlıyor.


Black Books

Coupling’den sonra izlediğim en eğlenceli komedi dizisi Black Books. Bernard Black adlı sinirli, nevrotik, bencil, kendini beğenmiş, kibirli, tembel, pis ve bildiğin zalim karakterin kitapçı dükkanında cereyan ediyor bu 3 sezonluk dizi. Dylan Moran, aynı zamanda senaryosuna da katkıda bulunduğu dizide döktürüyor resmen. Dizinin diğer iki karakteri ise, Bernard’ın arkadaşı, akıllara zarar Fran ile Bernard’ın çeşitli işkencelerine maruz kalan zavallı şaşkın Manny. Manny’e rağmen ortalığı pislik götüren bir ortamdan söz ediyoruz burada, artık gerisini siz düşünün.

En sevdiğim bölüm, Bernard ile Manny’nin yanlışlıkla, normal bir şarap yerine, yüz küsür yıllık şaraptan içtikleri bölümdür. İki kez izledim o bölümü ve ikisinde de yerlere yattım. Bernard’ın müşterilerine karşı tavırları, Fran’in maceraları, Manny’nin nafile çabaları derken bir solukta izlenip bitiyor dizi. Yalnız, diziyi izlerken, kesinlikle bir şeyler yiyip içmenizi tavsiye etmem. Bernard’ın pislikleri sizi çileden çıkarabilir!

Keşke daha uzun sürseymiş ve daha çok kişi izleseymiş dediklerimizden oldu Black Books. Dylan Moran’ın Shaun of the Dead’deki ikilinin sinir bozucu arkadaşları olduğunu fark ettim sonradan ama Bernard Black gibi bir altın madenini tekrar bulması zor. Bernard’ı tüm sinir bozucu özelliklerine rağmen sevdirmeyi bilmiştir Dylan Moran. Bernard’ın diğer özelliklerinin değil ama umursamazlığının size de bulaşması dileğiyle…

Advertisements

9 Comments

Filed under dizi

9 responses to “>İngiliz Dizilerinden Seçmeler

  1. >her ne kadar sherlock holmes süperse de aynı şeyi doktor moriarty reyiz için söyleyemeyeceğim. moriarty'yi oynayan oyuncuyu da, yeni nesil moriarty'yi hiç sevemedim.

  2. >Doğrudur. Pek bi "amansız düşman" görüntüsü çizmiyordu. Luther izle sen bi de!

  3. >Sherlock'la Luther'i izlemedim de Idris Elba'dan dolayı Luther'i duymuşluğum vardı ve çok merak ediyordum. İki dizinin de bu kadar kısa olduğunu bilmiyordum ama, hemen edinmeli o zaman.Black Books'un da hastasıyız. The IT Crowd'ın yaratıcısının dizisi olduğu için duymuş ve izlemiştim, the IT Crowd'un yeri başka olsa da daha çok sevdim. Dylan Moran zaten inanılmaz komik bir adam, Simon Pegg ile ikisini pek bir severim. Bernard Black de hasta olunası bir karakter gene. Şahane bir yazı olmuş ayrıca, İngiliz dizilerini sevelim, sevdirelim.

  4. >sherlock ile black books deli danalar gibi ingiliz dizisi arandığım bu dönemde derhal indirilip izlenecektir! (luther'ı zaten izledim hiho)

  5. >Persephone: It Crowd yerine şimdi Weeds'e başladım ama onu da izleyeceğim bi ara mutlaka. :)Çavlan: Bayılacaksın ikisine de. Aslında Sherlock'u cnbc yayınlamasa fark etmeyecektim. İyi ki yayınladılar 😀

  6. >Sherlock'u geçen yaz izlemiştim ve tadı damağımda kalmıştı; sabırsızlıkla yeni sezonu bekliyordum. Yeni bir İngiliz dizisi izlemek istiyordum şu sıralar ve Jekyll'da karar kılmıştım ama şimdi yanına Luther'da eklendi.

  7. >Jeykıll'ı duymamıştım ama onu da izleriz bu gidişle.

  8. >seviyorum ingiliz dizilerini, bi de her iki sene de bir jane eyre uyarlaması yapmalarına hastayım:) sherlock polisiyesever babamla son favorimiz oldu gerçekten. şimdi ben bbc'nin eski bir dracula uyarlamasının dvd'si çıkmış, onu izleyeceğim bakalım.

  9. >Ben şu an Weeds'e bulaştığım için İngiliz dizilerine ara verdim. Jekyll ile It Crowd izlemeyi düşünüyorum. Dracula'nın yeni versiyonunu duymamıştım ama vampirlerden çok sıkıldığımı söylememe gerek var mı bilmem 😀

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s