>2010 Film Güncesi

>Her zaman yaptığım gibi, sadece 2010’da gösterime girmiş filmleri değil, önceki yıllardan da kendi izlediklerim üzerine bir değerlendirme yaptım. İzlediğim sıraya göre kategorilendirdim.

FAVORİLER-SAKLI HAZİNELER-PEK GÜZELDİ DEDİKLERİM

Underground Game (Jogo Subterraneo) : CNBC-E’de yakaladığım, film noir etkileri barındıran enteresan bir Arjantin yapımı film.
Los Abrazos Rotos (Broken Embraces): Almodovar’ın filminden çok yeni bir şey beklediğim söylenemezdi. Kurgusu ve Penelope’siyle sevdiklerim arasında yerini aldı.
Je M’apelle Elizabeth (Call Me Elizabeth): Saklı bir hazine değil de nedir bu?
Revanche (2008): Dostoyevski etkileri.
In This World: Winterbottom zaman zaman kaydadeğer işler çıkarıyor. Etkileyici bir mülteci öyküsü.
Where The Wild Things Are: Spike Jonze’dan pek içli bir çocukluk-başka dünya öyküsü.
Sherlock Holmes: Tam gaz eğlencesi, Downey Jr’ı yetiyordu. İkincisi daha iyi olabilir diye düşünüyorum nedense, halbuki devam filmlerinin kötü şöhreti malum. Bi ara Daniel Day Lewis oynayacak deniyordu, şimdi ne oldu bilmem. Ejderha Dövmeli kızımız Noomi Rapace de kadroda görünüyor.
Nine: İmdb halt etmiş. Bir müzikal olarak favorilerim arasına girdi, ki müzikallerle ilişkisi sıkıntılı olanlardanım. Müzikleri filmin dışında da rahat rahat dinlenen müzikallerden. Marioncığımın “Take it all” şarkısının geçtiği sahneyi sarıp sarıp dinler, izlerim.
Das Weisse Band (White Ribbon): Büyük bir Haneke hayranı değilimdir ama Cache olmasa da Benny’s Video ile Funny Games (orijinali) çok sarsıcıydı benim açımdan. Beyaz Bant’ın yönetmenin şu ana kadarki başyapıtı olduğunu düşünüyorum.
The Road: Hakkı yenen bir distopya. Özellikle Viggo Mortensen’in oyunculuğu daha çok takdir edilmeliydi. Çocuk oyuncu da başarılıydı. Müthiş bir karanlık distopya atmosferi.
A Serious Man: Coenlerin kendi halinde kara mizahı No Country for Old Men’den de iyiydi bana göre.
Avatar: Çok önyargılıydım ve hala da yeni bir öykü anlattığını düşünmüyorum fakat bu bilindik öyküyü dijital ortama iyi uyarlamış Cameron. Amerika tavrından vazgeçmedikçe bu tür filmlerin de modası geçmeyecek sanırım. Üç boyutlu izleme imkanım olmadı maalesef.
The Blind Side: Tartışılacak yönleri var evet. Sandra Bullock’un da mutlaka bir oscar heykelciği olsun demişler vs. Neden, nasıl sevdim açıklayamıyorum.
Bright Star: Son yılların en güzel aşk filmi. Nokta.
Precious: Çok boğucu bir dram esasında. Bununla birlikte gerçek karakterlerin, gerçek öykülerin çok daha sarsıcı olduğunu düşününce insan daha çok etkileniyor filmden.
El Secreto De Sus Ojos (The Secret in their Eyes): Nutku tutuluyor insanın. Yılın en iyilerindendi bak buna tartışma istemem.
Okuribito (Departures): Bana Six Feet Under dizisini hatırlattı ister istemez. Yaşam ve ölüm üzerine yapılmış en güzel filmlerden biri.
The Boy In The Striped Pyjamas: Nasıl bir finaldi o öyle. O Nazi cehennemi yok mu…
Karamazovi : Karamazov Kardeşlerin ilgi çekici bir uyarlaması. Karadağlar dizisinden iyi bir uyarlama olduğu su götürmez. Zaten ne diye karşılaştırıyorum? (Anladık Gülali pek güzel de Ivan Karamazov’u bi güzel harcamış bizimkiler. Neyse konuyu saptırmayalım.)
Cheri: Michelle Pfeiffer’la hasret giderdik.
Becoming Jane: Anne Hathaway’in abartıldığını düşünüyorum aslında ama Jane Austen rolünü başarılı buldum. James McAvoy faktöründen bahsetmemi bekliyorsunuz bir de biliyorum. Peki alın bahsettim.
Un Prophete (A Prophet): Hapishane filmi mi dediniz? Koştum geldim.
The Imaginarium of Doctor Parnassus: Pek güzeldi kısa keseyim. Güzel fikirlerin kıymeti bilinmeli.
The Girl with Dragon Tattoo: Kitabı bana daha da sevdiren bir gerilim. Lisbeth Salander rocks.
The Dreamers: Böyle çığırtkan ve provokatif filmlerle hiç aram yoktur ama sevdiğim noktalar vardı filmde. Louis Garrel de başka hiçbir filmde bu kadar güzel değil.
Mine Vaganti (Loose Cannons): Ferzan Özpetek’ten bol makarnalı, keyifli, duygusal bir aile filmi. Ya da gay filmi. Bakış açınıza göre değişir efendim.
Soul Kitchen: Fatih Akın’dan beklediğim film geldi sonunda. Sevdiğim oyuncular, Jim Jarmusch’vari bir üslup. Pek keyifli.
A Single Man: Estetik görsellik, oyunculuk gösterisi, içsel panorama, Colin Firth, Matthew Goode. Güzel şeyler bunlar.
Valmont: Colin Firth’ün gençliğini merak ettim evet nolmuş yani? Keyifli bir dönem entrikasıydı ve uzun süresine rağmen akıcıydı. Anette Benning de döktürüyordu.
Miss Potter: Rene Zelwegger’dan Beatrix Potter çok güzel olmuş. Beklemiyordum. Filmdeki o çizimlerle iç içe giden anlatımla hoş bir biyografiydi.
Where the Truth Lies: Atom Egoyan’la tanıştım böylece. İyi de ettim. En son Chloe filmi pek ilgimi çekmedi gerçi. Colin Firth sürpriz olarak çıktı karşıma bu sefer vallahi de billahi de yani. İlgi çekici bir gizem öyküsü. Film noirları hatırlatıyor.
Iron Man 2: İlkinden daha çok sevdim. Scarlet’ı da sevdim bak bu sefer itiraf edeyim. Badass hatunları oynasın hep. Gwyneth olmasa daha çok mutlu olacaktım.
Ne Le Dis A Personne (Tell No One): Başarılı bir suç gerilimi. Guillaume Canet daha çok yönetmenlik yapsın. Marion’ı da alsın yanına. Oh ne güzel hayat!
Daybreakers: Vampir filmlerine başyapıt denecek düzeyde olmasa da ilginç bir yorum getiriyordu. Ethan Hawke’a vampirlik yakışmış.
Inception: Hardcore Nolan’cıyım evet. Yoruma gerek olduğunu sanmıyorum.
Following: İlk filmini izlemediğimi fark ettim Nolan’ın. Ben geliyorum diyen bir yönetmenmiş anladım.
Whip It: Eğlencelik patenci kızlar hikayesi.
In The Name of the Father: Sinemaseverim deyip de bu filmi izlemeden olmazmış gerçekten de.
Jacquou Le Croquant: Gaspard Ulliel’li sürükleyici bir dönem filmi. Sinematografisini pek beğendim.
Le Concert: Rus-Fransız ortaklığının en keyifli ürünlerinden olmuş bu film. İzleyene birçok duyguyu aynı anda geçiren bir film. Melanie Laurent de bonusu.
Harry Potter and the Deathly Hallows Part I: Sonunda düzgün bir Potter filmi çekmeyi başardılar da rahat bir nefes aldık. Azkaban ve Zümrüdüanka’yı da sevmiştim ama en iyisi bu şüphesiz.
Adam: Küçük Prens göndermesiyle başlıyor. Farklı bir romans ve içsel öykü vaat ediyor.
Black Swan: Aronofsky yine yapmış yapacağını şeklinde cümleler kurmamıza neden olan film. Filmi çok sevmeseniz bile Natalie Portman’a kayıtsız kalamazsınız.
Before The Rain: Bosna savaşıyla ilgili daha çok film çekilmeli.

PEK GÜZEL ANİMASYONLAR-ÇİZGİLER

Mary & Max: Hüzünlü bir animasyon. Geçen sene Up deyip duruyorlardı. Bu filmin hakkı yendi biraz diye düşünüyorum. Yaratıcı çizimler ve farklı bir öykü.
5 Centimeters Per Second: Çizimleri özellikle duru ve etkileyici animelerden. Hangi öyküyü daha çok sevdiğime karar veremedim.
Les Triplettes De Belleville: Niye daha önce izlememişim ki dedim. Sylvain Chomet’in Belleville’de Randevu’su az diyaloglu, müthiş çizimlere ve atmosfere sahip unutulmaz bir animasyon. Yeni filmi The Illusionist’i de merakla beklemekteyim.
The Girl Who Leapt Through Time: Zamanda seke seke keyifli bir öykü sunan kız.
Paprika: Inception’ın ilham kaynağı olduğundan şüphelendiğim kafa karıştırıcı bir rüya yolculuğu.

Henüz izlemeyip de izlemeyi planladıklarım: Toy Story 3 (bu çok ayıp oldu evet), Tangled ve How To Train Your Dragon. Ayrıca her türlü şahane Uzakdoğu animasyonuna da açığım.
Gerekmedikçe Bulaşmamak Lazım dediklerim: Fantastic Planet ve Fears of the Dark. Hadi ilkinin distopya havası izletiyor da ikincisi izlediğine pişman ediyor insanı.

İZLESEM DE OLURMUŞ İZLEMESEM DE

Hurt Locker
An Education
Up In The Air
Brothers
Limits of Control
Nord
The Boat That Rocked
Agora
New York I Love You
Cold Souls
Wolfman
Che Part 1
Miss Pettigrew Lives for a day
Rumba
Cache
Cracks
Love in Thoughts
Brideshead Revisited
Shutter Island
Kick Ass
Rec 2
Legion
Paper Heart
Crazy Heart
The Messenger

İZLEMESEM DE OLURMUŞ ya da İZLEMEZ OLAYDIM desem yeridir

Dorian Gray
The Lovely Bones
Taking Woodstock
The Notebook
Angel Heart
Bad Lieutenant
The Social Network
Junebug
Picnic At Hanging Rock
Babette’s Feast
Double Life of Veronique
Au Hasard Balthazar

TÜRK FİLMLERİ SEÇKİSİ
5 üzerinden yıldız verirsem daha net olacak bu kategori için.

Hayat Var: 5/5
Başka Dilde Aşk: 5/5
Kıskanmak: 3/5
İki Dil Bir Bavul: 4/5
Uzak İhtimal: 3/5
Vavien: 3/5
Tatil Kitabı: 3/5
Gölgesizler: 2/5
Güneşi Gördüm: 2/5

VE DE ŞAHANE KLASİKLER DİZİSİ: Yine izlediğim sıraya göre yazdım.

Down By Low
La Petit Soldat
Pierrot Le Fou
Jules & Jim
Les Quatre Cents Coups (400 Blows)
Fahrenheit 451
Baisers Voles
La Nuit Americaine
2 English Girls
A Fistful of Dollars (Aslında bunu çocukken izlemiştim ama bu sene o günleri andım)
Funny Face
Charade
The Big Sleep
Sunset Boulevard
All About Eve
Gone With the Wind (Eskiden izlenip de kıymeti yeni anlaşılanlardan oldu benim için)
Le Samourai
Rocco and His Brothers
Il Postino
A Man Escaped
The Great Dictator (Çoğu Chaplin filmini izlemişimdir ama bu eksik kalmış. Chaplin’in Hitler yorumu en inandırıcı ve başarılı olanlarından)

Bu seçkinin kitaplar ve diziler için olanı da gelecek tabii biliyorsunuz.

Advertisements

7 Comments

Filed under favoriler, film

7 responses to “>2010 Film Güncesi

  1. >Güzel bi liste olmuş. Ben de planlıyorum böyle bnir liste ama bakalım yazabilirse miyi olur 🙂

  2. >sen de yap iyi olur 🙂

  3. >blogger: eline sağlık! çok güzel liste olmuş. paylaşımın için teşekkür ederimdivad: ben demiştim sergen yalçın kötü filmde oynamaz diye. ben de tartışma istemem

  4. >Bu sene benim kahramanım Lisbeth oldu, hem kitabına hem filmine bayıldım. Valmont filmini yıllar önce izlemiştim Tehlikeli İlişkiler'i çok sevdiğim için bu versiyonu da hoşuma gitmişti. Black Swan'ı yeni izledim, Nina birkaç gündür aklımdan çıkmadı, demek ki etkili bir film. All About filmini çok severim, en son geçen hafta izledim. Rüzgar Gibi Geçti ise hayatta ilk tutkun olduğum filmdir. Çok güzel bir liste olmuş, her zamanki gibi:= ellerine sağlık Sera. İyi seneler dilerim.

  5. >Lisbeth hepimizin yeni kahramanı. Son kitabı yayınlasalar ya artık ölüyorum burda.Ayrıca hepinize afiyet olsun :DDD

  6. >Sevdiğiniz animelere bende bayılırım. Aralarında göremediğim "Tekkonkinkreet – Hazine şehri"i izlemediyseniz tavsiye ederim, izleyip begenmemiş ve listeye koyamamış olabilirsiniz, kırılırım. Alacağım tavsiyelere şimdiden peşin ödeme yapıyorum

  7. >izlememiştim onu ve duymamıştım da. kesin izlerim bu yıl içinde 🙂

Leave a Reply

Fill in your details below or click an icon to log in:

WordPress.com Logo

You are commenting using your WordPress.com account. Log Out / Change )

Twitter picture

You are commenting using your Twitter account. Log Out / Change )

Facebook photo

You are commenting using your Facebook account. Log Out / Change )

Google+ photo

You are commenting using your Google+ account. Log Out / Change )

Connecting to %s